25 Kasım 2024 Pazartesi


                                Temel sebepler neler tartıştık mı ve her şeyden önemlisi samimi miyiz?



An amor omnia praevaleat?


Tarih boyunca aşk olarak lanse edilen her şey neredeyse trajedi barındırır içinde. Romeo Jüliette, Tahir Zühre, Kerem Aslı, Leyla Mecnun gibi. Muhtemelen kavuşulan aşklar da olmuştur geçmişte, mutlak mutluluk yada sonsuz aşk bahşedilmediği için insana Tanrı tarafından, bu kitaplardaki yerini aşk olarak alamamıştır.

İçinde trajedi barındıran her şey neredeyse dokunaklıdır insana. Burada sonu esef ile bitmese aşk olup olmadığı sorunsalı ile birlikte paket halinde gelir düşer kucağımıza bu. Romeo ile Jüliette barıştırsa aileleri, torunlarını olsa, hala aynı Romeo yada aynı Jüliette midir 10 yılın sonunda. Aşkları aynı mıdır? Sevgileri aynı mıdır yada yerini alışkanlığa mı bırakmıştır?

Aşk eğer gerçek bir duygu ise insanda etkisinde bulunduğu süre içerisinde kişilerinin yüreklerinin temiz ve vicdan sahibi olması gerekmektedir. Vicdanı olmayan kalplerin aşk denilen duyguyu tatması imkansız gibi sanki. Hesap yapmadan saf duygulara teslim olmak, her an onu düşünmek, yememek, içmemek ancak vicdanlı ruhlara özgü olmalıdır.

İnsan oğlu romantizm eşiğinde hep aşkı aramış, kutsamış, bazen de budalalık demiş, saçmalık hatta delilik olarak gördüğü bile olmuş geçmiş zamanlarda. Halbuki her şey hangi tarafta olduğunuza göre değişiyor. Varlıklı, asalet yada unvan yada güç veya para sahibi feodalitede yada burjuvazide ender rastlanır pragmatik duygular hayatları yönlendirdiği hatta şartlandırdığı için. Arada istisna yok mu? Elbette var.

Günümüzde aşk olarak sunulan/lanse olarak edilen her şey emek harcanmadan kolay elde edilebilir tutkularmış gibi görünüyor. Belki de değildir. emek harcamak, tanımak, değiştirmeye çalışmamak, o haliyle hoşnut olmak, sorumluluk göstermek bir bütün. Tüketim çağında kimsenin sabrı yok zamana.

Eski zamanlarda insanlar gelenek, töre, unvan, güç vs şeylere göre hayatını şekillendirirmiş, bunun dışında kalan ender ilişkiler aşk adını almış, nihayetinde başarılı olamamış, yada gerçekten başarılı olmuş ki aşk demişler bunlara. Günümüzde yeni Romeo Jüleitteler var mı? Mümkün mü göreli refah, eşitlik,güç, özgürlükler evreninde?

Geçmişte olan ilişkiler bu güne farklı mı yansıdı sizce? Sanmıyorum. Para, güç, unvan, sosyal durum ve saire halen çeşitli şekillerde kendini gösteriyor, az sayıda istisnaları saymazsak tabii. Bu hem erkek hem kadın tarafı için geçerli. İnsanların güce, paraya, unvana tapmaları hiç küçümsenecek bir davranış değildir bence. Peki bilgi, yaratıcı düşünce, estetik, duyarlılık ne derece etki. 8 milyar insan topluluğunda ne kadar olabilirse o kadar mı demek gerekir. 

 


.......

30 Ekim 2024 Çarşamba



                       Carthago delenda est

            2002'den bu yana küreselleşen yeni dünya düzeninde Türkiye'de dünyadaki değişimlere paralel olarak eksen değiştirdi, 80ler de yolu açılan ılımlı islam anlayışı giderek güçlendi, yerini sağlama aldı, ötekileştirdi, sermaye sahibi oldu, gelir dağılımından yüksek pay alıp, gelir oluşumuna katkısının yok denecek kadar düzeye inmesi ile ılımlıdan bir kaç level atladı fundamentalizme. ve bu süreçte giderek küstahlaştı, paylaşmaz ve uzlaşmaz oldu. İstanbul Sözleşmesi'nde çıkılması bunun en güzel örneği.


            Bu süreçte 2002 de 243 milyar dolar olan dış borcu 2024 Haziran itibariyle 512 milyar dolar idi. özelleştirme gelirleri dahil yaklaşık 600 milyar dolar bir harcama bütçesi ile karşı karşıyayız Merkez Bankasına net hata noksan hariç. Şeffaf bir istatistik yada bilgi anlayışı mevcut olmadığından bu kalemler dikkate alınmadığında harcanan bu 600 milyar dolar ile otoyol, köprü, havalanları, şehir hastaneleri, kamu binaları vs yaptık. ve bu imalatları Cengiz, Kolin, Makyol, Limak, Kalyon, başta olmak üzere Bayburt, YDA, Pasific vs firmalar yaptı, bu alınan dış borcun 2/3 ünü bu firmalara açık almayan ihaleler yoluyla dağıttık.

            Bilindiği üzere Şehir Hasataneleri, Kuzey Marmara Otoyolu gibi bir çok imalatlar geçiş yada kişi garantili yap-işlet-devret şeklinde yapıldı. Yavuz Selim 4,5 milyar dolar, Osman Gazi 1,4 milyar dolar maliyetli iken Danimarka ve İsveç'i birleştiren 7,8 km'lik Öresund köprüsünün maliyeti 2,6 milyar Euro'dur.

            Türkiye Ekonomisi 70li yıllardan bu tarafa 7 ile 14 yılda bir olagelen kronik krizlere maruz kalmaktadır. bu genel olarak ekonomi politikte tekstil, inşaat, turizm gibi katma değer üretmeyen sektörler üzerine kurulmasından kaynaklanmaktadır. Dönüşen dünyada makine üreten makineler yapmayı yakalayamamak bir yana yazılım donanım alanlarında da katma değer yaratan bir üretim düzeyine geçilememiştir.

            Eğitimde çoğaltılması gereken Fen ve nitelikli Anadolu liselerinin yerine bolca nitelikli İmam Hatipler açtık, yeniledik, yönlendirdik, özendirdik, nitelikli Anadolu liselerinin sayısı ve kalitesi yıl yıl bozularak. Bu kadar eğitim fakülteleri var iken bir de garabet şeklinde Akademi diye bir şey oluşturduk 70 yılların zihniyeti ile.

            Esas olarak bir sınıf oluşturuldu bu siyasi iklimde, var olan sermaye sınıfı da buna entegre oldu, sürekli olarak vergi afları, istisna ve muafiyetler, teşvik, dahili ve harici indirimlerle geniş halk kitlelerinden bu tarafa fon akışı düzenli olarak sağlanıyor.

            Bu yükleri hangi halk kesimleri sağlıyor peki, dolaylı vergi olan her yerde var bu, temel gereksinim maddelerinde, petrol, doğalgaz, cep telefonu, otomobil, giyim, alım satım. yetmedi ek vergi, yetmedi kredi kartından vergi almak ancak başka evrende mümkün olurdu, bu da oluyordu az kalsın, ama verginin de vergisini alıyorlar tabi, gümrük artı ötv artı kdv gibi. ve bu düzen 2018 den itibaren yasama yürütme yargı erkleri bir elde birleştirilerek Sarayda birleşti, kararnamelerle yönetilir olduk, 1 yıl içinde çıkması gereken kanunlar izlenmiyor, çıkmıyor, hatta vergi afları bile bu kararnamelerle yapılıyor.Statu quo bu son kertede.selam ve dua ile diyelim....







22 Mart 2024 Cuma

nereden gelir bu karmaşa,

bu sessizlik neden

nereden doğar bu çaresizlik

bu yokluğuna kabullenme neden


nereden gelir bu sevda

nasıl dayanılır bu özleme

neredesin şimdi sen

burda oluşum neden


nereden gelir bu duygular

alt üst olmak neden bu duygularla

nereden düşünmek seni

bu arada kalmak neden 




19 Mart 2024 Salı

 uzaklarda değil yüreğin, uzaklarda değil sesin

farklı evrenlerin yabancısı gibiyiz

farklı evrenlerde özdeş duygularla bezeli

bir çok şey mümkün  ama bu evrende değil


kuşatan düşüncelerle yoğurulmuş zihinlerimiz

hapsedilmiş tekrarlanan sözcüklerle biteviye

silkinerek kurtulurum sanırsın aldanırsın

yılların öğretilmişliği çıkar karşına şaşırırsın


kuşatılmış yalnızlık, hapsolunmuş zihin

öğrenilmiş dogmatizm, çaresizliğin denkleminde

çırpnan  yüreğimiz sevgiye aç sadece

sevgiyle çoğalır mı umutlar.....


13 Mart 2024 Çarşamba

possunt quıa posse vidantur


asıl soru
nasıl yapabilir olmamalı
bir hayvana eziyet edildiğinde
yada bir kalp kırıldığında
veya şiddete maruz kalındığında
nasıl yapabilir olmamalı
odak noktası..

küstahça davranışlarda
kolay söylenen yalanlarda
rahatça yapılan kandırmalarda
arsızca yapılan gösterişlerde
asıl soru 
nasıl yapabilirler olmamalı...

olmamalı asıl soru
pahalılık, enflasyon, hoyratlık
iltimas,liyakatsizlik, yeteneksizlik
bezenmiş evrende 
nasıl yapabilirler...

yapabilirler
çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar
sen izin verdikçe
sorgulamadıkça
sessiz kaldıkça sen
yapabileceklerini düşünüyorlar
sadece düşünmüyorlar
yapıyorlar da....

ank 2024 mart



21 Kasım 2018 Çarşamba

bir düş ol demeyeceğim sana
tüm saflığını koruyamayacağından
tükettiğin zaman seni de tüketir
bitkin ruhlarda düşler yaşayamaz...

bir gülüş ol demeyeceğim sana
boşlukta kalan gülüşler
tüketirken kendini çoğaltır kaygıları
kaygılı yüreklerde yeşeremez gülüşler

bir umut ol demeyeceğim sana
umutla beslerler bitkin ruhları
umutla beslerler kaygılı yürekleri
bitkin ruhlar ölemezler
öldüklerinde bitkin olmazlar
ölü ruhlar umut da etmezler..

4 Ekim 2017 Çarşamba

evrilememe

bayramların anlam yüklü
zamanlara rastlar çocukluğumuz...
sakız kağıdıyla oynanan oyunlara
fındıklıktaki çelik çomaka
mahalledeki mendil kapmacaya
şehre açılan atari salonuna
kaçışa rastlar çocukluğumuz...
sefaletle geçmeyen günler
eskimesin diye ayakkabı topuğuna 
çakılan nal
dayanıklı olsun diye 
isteminizin aksine 
iki numara büyük alması babamızın
ayakkabımızı.
yerli malı haftalarına götürülen
fındık ve turşu
hep bu güzel anımsanan 
bayramların zamanlarına rastlar
çocukluğumuzun..
günlerce
belki haftalarca açılamadan 
ilk sevgiliye
evlerinin etrafında dört dönmek de.
dün gibi hatırlıyorum
zam furyasında bir tarihde
maltepe 170 lira olmuştu
90 lira iken
herkes gibi babam da 
daha içmem demişti bu fiyatlarla
hala daha içiyor..
türkü söylenmişti zam zam kurşunu 
ortadirek şaban diye film
tonton diye de tiyatro
bir o kadar da ağırdı geçim 
o yıllarda
ama yine de güzel anımsarız 
geçmiş bayramlarla dolu 
çocukluğumuzu...
bazen şakalar yaptık
art niyetsizce 
kırdık arkadaşlarımızı
bazen de kaytardık okuldan
hep beraberce
yakalandığımızda öğretmenlere.
mum şeklinde de dayak yedik
sırtımızda sopa kırılarak da.
yine de güzel anımsadık
o yılları
çocukluğumuzu.
bazı zihinler acıları siler
güzel anıları belleğe atarmış
bazı zihinler de
beslenirmiş acılardan 
belki de ondandır 
güzel anımsamamız
çocukluğumuzu...
belki ondandır
her defasında yanılmamız
ve her defasında şaşırmamız
belki de 
her geçen günün
geçmişi aratmasından
ve bir türlü evrilememizdendir
kim bilir.
...................................ankara 03/10/17


19 Ağustos 2017 Cumartesi

Yaralı....

gökyüzünde bir serçe
özgürlüğün tadında
olmadan farkında
serseri bir kurşun kanadında..
düşer bir evin çatısına
zaman onarmaya yeter mi
...........................bilinmez
tüm çoşkusundan yoksun
kanadından yaralı....

bir mahallede bir ev
evin balkon demirleri üstünde
bir adam gözleri boşlukta 
geçmişinin ağırlığı altında
ezilen geleceğiyle başbaşa
bakamaz arkasına..
yüreğinden yaralı...

bir öğrenci yurdu
öğrenci yurdunun 7. kat balkonu
demirlerinde genç bir kız
umutlarından yoksun
aşk acısı çaresizlikle dağlandığında
genç yüreklerde
kurşun gibi oturur yüreğe
baş edemez hayaller gerçeklerle 
hayallerinden yaralı yüreğinde..

izmir foça komanda okulu
anne babasını bırakalı üç
bilemedin beş gün oldu mehmetler
birdoksaniki boyu mavi gözlerinde 
izmir foça komanda okulu
okulun 3. kat penceresinde
yeniköyden ankaraya ulaştı 
haberin karası olanca hızıyla
onlarca mehmet geleceğinden yaralı...(ibo için)
..............................................Ağustos 2017 Ank







14 Mart 2016 Pazartesi

ygs, ankara, patlama vs...

oğlum dün sabah ygs'ye girdi. en önemli sorunumuz buydu dün  sabah itibariyle. kaç puan alacak, nasıl geçecek, dualar, çişi gelir mi acaba, bu sene istediği yere girebilecek mi, zamanı yetecek mi falan. çıktığında yüzü gülümsüyordu, eşim ben düşüncelerde iken stresten ağlamış, iyi geçti dedi, dersane ortalamaları civarında net gelir dedi, yeter bize canın sağolsun oğlum dedim, elinden geleni yaptın, ama lys de var 2 aşamalı sınav bu, sonuç ne olursa olsun pes etmek yok dedim.tamam baba dedi. napalım nereye girmek istersin kızılaya gidelim mi dedim, yok ben her gün kızılay dayım zaten dedi, başka yere gidelim dedi, çayyoluna bir kafeye gittik. akşam 17:30 civarı döndük. kaç zamandır bira falan içmiyordu rahatlasın diye beraber içtik. arabayı şaşmaz yolunda ona verdim o kullandı. evde çay içerken haberlerde ankara kızılayda patlama, çok sayıda ölü ve yaralı haberi geçildi. daha nekadar olmuştu ki merasim sokaktaki saldırının üzerinden. hemen internete baktık twitter ve face yavaşlamıştı, sonra hepten gitti. ama oğlum yaşındaki çocukların cesetleri ayaklarında N yazılı ayakkabılarıyla bir sürü genç sabah ygs ye girmişti, stres atıyorlardı muhakkak, ama şimdi yoklardı. bu ne menem bir şeydir. oğlum kızılay'da neredeyse her gün yüksel caddesindeki dersaneye gidiyor, kızım kızılay'da meşrutiyet caddesindeki dersaneye gidiyor haftada 3 gün, benim işyerim kızılay'da hafta içi her gün iş yerine geliyorum. 

İç İşleri bakanı basın toplantısında: terörle mücadele hız kesmeden devam edeceğiz,ama böyle saldırılarda %100 başarı mümkün değil. 10 ekim ankara garı, 17 şubat merasim sokak, 13 mart güvenpark ve yüzlerce ölü ve yaralı. nasıl bir şeyle karşı karşıyayız ki %100 başarılı değiliz ama görevlerimizi yaptık, ihmalimiz yok, ama 5 ayda ankara, cumhuriyetin başkentinde beş ayda 3 bombalı saldırı yapılbildi. ne kadar güvendeyiz sayenizde. ne kadarını önlediniz de 5 ayda 3 saldırı yapıldı. düşman kimdir, nedir, amacı nedir...

AKP tandanslı hızlı uzman gazeteci Abdülkadir Selvi beyfendiler dün akşam buyurdular: terörle yaşamaya alışacağız. alışmak yaşayan canlıların hareketidir. ölen insanlar artık alışamazlar, yokturlar çünkü. enflasyon mu bu alışmak zorundayız, 90lı yıllarda böyle derlerdi ekonomistler. ama öyle olmadığını, çözümün olduğunu gördük.terörün de çözümü vardır her zaman değil mi? öyle olduğuna inanmak istiyorum. 

Bomba yüklü araçlarla saldırı. araç kayıtları tamamen devletin envanterinde.hırsızlık ve saire olduğunda izini sürebilme yeteneğine sahip devlet. benim arabam çalındığında istanbul'da polisler demişlerdi bana : sen bu arabayı unut, bulunması imkansız, ama üstten bastırırsan mümkün olabilir diye. bende EGM GMY'sine ulaşmıştım ve aynı gün akşam 17 civarı arabam bulunmuştu, hasarsızdı, GOP taki polisler şaşırmışlardı, aynı gün bulunan araba imkansız bir şeydi, nasıl yaptın diye. bir kişi bir yerden bir yere gidecekse gideceği yerlerde ya otelde ya misafirhanede  yada konu komşuda kalır, otel ve misafirhaneler emniyetin yani devletin kontrolünde olan yerlerdir. diğer yerler ise istihbarat ve muhtarlık ağıyla kolayca izlenebilir.Başkentte 5 ayda 3 saldırı ve bu kadar rahat araçlarla bombaları sokuyorlar, burda bir şeyler beni ikna etmiyor. meslek icabı soruşturma konularıyla içli dışlıyımdır. bir konu geldiğinde önce elimizde ne var diye bakarım. sonra olmayanlara nasıl ulaşırım. bilgi ve belge toplar, sonuca ulaşırım. burda sonuca  ulaşılamıyorsaya ihmal ya koruma vardır diye düşünüyorum.

Bu ülkede 700binin üzerinde asker, 250 bin civarında polis ve 10bin civarında istihbarat görevlisi var. toplam 1 milyonun üzerinde bir rakam bu. ülke nüfusu 70 milyon ise 80 kişiye 1 güvenlik görevlisi var ve güneydoğuda askerimiz sura bayrak çekti diye sevinir duruma geldik. orası bizim zaten arkadaş.güvenlik zaafiyeti olması için illede beştepe'deki saraya mı bomba atılması gerek. oğlum yada kızım yaşında gencecik hayatlar yitti gitti. bu ne acımasız bir terördür. amacı ne, kimler planlıyor, insan olmaları zaten mümkün değil, 

Arkadaş sen cemaatle işbirliği yapıyorsun, anlaşmazlık çıkıyor muhtemelen paylaşımda, beni kandırdılar diyorsun, bunlar devlete sızmış terör örgütüdür, benim suçum yok diyorsun anladık. genel seçimlerde sana oy verdiler yerel seçimlerde hdp ye oy verdiler anlaştınız, karşılığında açılım dediniz, bu sayede belediye olanakları ile şehirlerin bomba ve mühimmatlarla doldurulmasına göz yumdunuz, daha sonra anlaşamadınız, açılım olmadı sonuna kadar savaşacağız dediniz anladık. esad dostundu esed oldu, suriyenin iç işlerine karıştınız, sınır güvenliğini sağlayamadınız, daha sonra 3 milyon suriyeliyle birlikte suriyedeki terörü de ülkeye ithal ettiniz. hala daha alacağız diyorsunuz. başkenttin göbeğinde 5 ayda 3 kez bombalı saldırı oluyor. 

Zaafiyet ile ilgili olarak: ABD büyükelçiliği vatandaşlarını uyarıyor. terör saldırısı olacak diye. Eşimin öğretmen arkadaşı cumartesi face'den paylaşmış. arkadaşlar ne kadar doğrudur bilmiyorum. filipinler büyükelçiliğinde arkadaşım söyledi, kızılay'da terör saldırısı olacakmış, kızılay civarına gitmeyin diyor. ben de sonra bu uyarıyı gördüm. bunlar tesadüf olamaz. her büyükelçilik uyarmış. muhtemelen istihbaratı mitten alıyorlar, ama bu ülke kendi vatandaşlarına bir uyarıyı çok görüyor.

10 ekim saldırı sonrası şöyle demişlerdi: 400 mv verseydiniz bunlar olmazdı. aradan zaman geçti 24, star, show,kanal7 vs sürekli başkanlık sistemi ne kadar iyi, halk ne kadar destekliyor anketleri, uzman söyleşileri yayımladırlar.dün akşam ankara'nın göbeğinde bomba yüklü araç patlamış, gencecik canlar, umutlar gitmiş, bir tv kanalında başkanlık sistemini destekliyor musunuz anketi var.ne demeli...insan yaşamının hiç mi değeri yok.en önemli sorunumuz bu mu?

Roma atasözü: İs fecit huic Prodest. Kimin işine yarıyorsa o yapmıştır der, hocam Mahir Kaynak da böyle derdi çok zaman. yanlış anlaşılmasın Gazi İİBFden iktisat hocamdı Mahir Kaynak. biz daha sonra öğrendik mitçi olduğu. of..oğlum dersanede.ben iş yerindeyim.yarın  ve daha sonraki günlerde hangi yollardan gitcez, kızılay'da yada ankara'da nerelerde dolaşılmamalı, riski ne kadar indirilebilir, giden genç çocukların hesabını kim verecek.Allah belasını versin işine yarayanın da, yapanında, aracı olanında, kullananın da......Amin....

11 Aralık 2015 Cuma

sigaraya dair..

bırak diyorlar, 
mütamadiyen bırak..
bilmiyorlar ki;
nasıl da gönülden bağlandığımı
nasıl da severek içtiğimi
her zerresinden mutluluğu
yorulan zihnime 
nasıl da zerk ettiğimi
bilmiyorlar ki...

bırak diyorlar, 
mütemadiyen bırak.
bilmiyorlar ki
karşılıksız sevdiğimi
salgılanan serotoninin
çektiğim her nefesten olduğunu
bilmiyorlar ki...

9 Aralık 2015 Çarşamba

islami terör

müslümanlar için savasamayız demiş nato genel sekreteri. 11 eylülden beri bu minvalde açıklamaları ve batı dünyasının bakış açısını bu yönde kuvvetlendirecek yeterli sayıda eylem oldu çeşitli merkezlerinde. biliyoruz ki klu kluk klan amerika içindeki ırkçılık ise avrupada bu ırkçılığın ta otaçağa kadar uzanan kökleri var ve son yüzyılda mussolini ve hitlerle pik yapmış durumdaydı. geçen 60 yılda ne kadar dondurulmuş olsa da buzdolabından çıkarılacağı günü umutla beklemektedir avrupa nasyonalizmi ve ırkçılığı. kaldı ki bizim gibi 3. dünya ülkelerinden daha bilinçli bir milliyetçilik ve ümmet kültürüne sahip olduklarını söyleyebiliriz. 

ümmet kültürü açısından bakıldığında türkiye halen iran ile rusya kadar yakınlaşamamıştır. arap dünyası ise bizden çok amerika ve avrupaya yakındır. kısmi gelişmeleri dikkate almıyorum burada. süreklilik ve sürdürebilirlik önemli bu noktada. bu bağlamda türkiyenin 80den beri muhafazakarlaşması ve hiç bir zaman da örnek demokrat islam ülkesi kimliğine bürünememesi hali apaçık ortada. arap ülkeleri ve iran daha muhafazakar bir yapı istiyorlar, muhafazakarlık nerede başlayacak nerede son bulacak önemli bir nokta. kaldı ki bir iki istisna hariç islami teröre yenik düşmüş durumdalar bu ülkeler.

2015 yılında nato genel sekreterinin müslümanlar için savaşamayız açıklaması ne kadar trajik ise taliban, işid, hizbullah, müsküman kardeşler ve benzerleri örgütlerin islam adına, Allah adına savaşmaları da o kadar trajik ve üzücü. Allah yarattıklarına ihtiyaç duymaz halbuki. Galü beladan beri yani ezelden beridir bir din var olmasını diğerini yadsıyarak sürdürüyor. İslam hristiyanlığı yok sayıyor, hristiyanlık muhammedi peygamber saymıyor, ilahi komedyada muhammed cehennemin 7. katındadır dikkat edersiniz. ne kadar bilim üretirseniz üretin bu dogma ve inanç yoğunluğu siyasete,  ticarete, savaşa ve barışa yön veriyor. 

dünyada 60 ve 70 li yıllar göreli özgürlük havası ve dinin reddedilişi yıllarıydı. 80lerden sonra avrupa ve amerika da olduğu gibi çözülen rusyada kaybettiği tanrıyı yeniden buldu, ülkemizde ise ortam tamamen sığ ve sağ orta yolculara bırakıldı. son 14 senedir ve öncesinde de iktidardalar. bilim üretimi yok  ne yazık ki. ülkenin katma değerinde artış da yok.

her ne kadar hristiyanlığı reddediyorsam islamı da o kadar reddediyorum. din adına Allah adına kim olursa olsun insanların katledilmesi anlamıyorum, anlamayacağım da. dinin bir üst kimlik olması hali zaten yeterince acayip. ulus devlet çağında halen ortaçağ paradigmalarıyla hayata yön vermeye çalışmak hem batıda hem biz de ne kadar dehşet verici. kaldı ki yanı başımızda 2 milyon ıraklı ölmüş, suriye dağılmış, mısır ve saire kap karışık iken islami coğrafyada düşsen topraklarına düşeceğin iran, kuveyt, suudi arabistan, yemen ve saire kılını kıpırdatmıyorsa bu din anlayışını kökünden sorgulamak gerekmez mi. kimse islam ile terörö yanyana gelemez demesin. o zaman sorarlar adama taliban, islami cihat yada işid ne diye.

17 Kasım 2015 Salı

marlboro man and harley davidson

sinema tarihinin kötü filmlerinden biri olarak sayılabilir belki. imdb puanı 6.0 olan marlboro man and harley davidson filminden söz ediyorum. hayatımda hiç giyinmedim ama, hep filmdeki don johnson gibi giyinmek istedim, meşin yelek, gömlek, kovboy çizme ve şapka. kovboy çizmelerin en revaçta olduğu 90ların başlarında bile giymedim hiç ne yazık ki. filmin girişindeki müziği de çok severim ayrıca, bon jovi'nin wanted dead or live. ne müthiş bir bir müzik ve filmin girişine ne güzel uymuş, amerikan rüyası, görkemli şehirler, endüstri, otoyollar, özgürlük ve uyuşturucu. 

kaygısızca demir atımla gezmek isterdim bende, para sorunsalı olmadan. hep istedim şehir şehir gezinmeyi. içki zaten var, sigara da fazlasıyla.  biraz uyuşturucuya da bulaşmak fena olmazdı, en azından esrara.  ülkede gezmediğim şehir, ilçe neredeyse kalmadı diyebilirim, ama iş dolayısıyla oldu tüm seyahatler ve hep koşturmaca içinde geçti. mickey rourke filmin başında bir kasaba otelinde sabahlıyor ve erken saatlerde yola çıkıyor, iyi bir harley var altında. 2 yıl kadar başıboş nerde sabah orada akşam  geçirdiği 2 yıldan sonra dönüyor, yüzlerce mil kat ediyor, yolcuya haz veren şey varmak istediği yer değildir, sadece yolda bulunma arzusudur. don johnson bir kasaba kentinde bilardo oynuyor parasına, kavga, içilmeyen malbroro. camel olmasını isterdim. 

ve silahlar. desert eagle, çöl kartalı. vazgeçilmeyen baba yadigarı çizme. arkadaşlık, aşk, hepsi ayrılık ve özgürlük ikileminde veriliyor. belki de hep olamadığım bir tarafımı simgelemektedir bu filmdeki figürler. defalarca izledim, masal gibi gelir bana, halbuki öykü sıradan.silahlar ateş etmek içindir harley, fırlatmak için değil.asla kaçan otobüsün ve giden kadının peşinden koşmayacaksın. repliklerini de beğenmiştim maço olmasına karşın. başıboş yaşamak, kaygısız olmak, günün tadını çıkarmak yarını düşünmeden belki cazip olan tarafı budur filmin. belki biz her geçen gün daha fazla kuşatılarak, kendimizi bastırarak yaşadığımızdan ve ne yazık ki bunu ben fazla duyumsadığımdan kaynaklanıyor olabilir. benzer bir tema ölü ozanlar derneğinde de vardı, ama biraz daha sanatsal bir tarz da vermişti bu mesajı. insanı yaşadıkları mı biçimlendirir, yoksa yaşayamadıkları mı? 

4 Kasım 2015 Çarşamba

kaybettik biz....

kaybettik biz, kaybettik kaçıncı defa..her defasında yanıldım, yanıldık..sığ ve sağ parti %34lerler başlayan seçim serüvenini, %46, %49, %41 ve %49 olarak sürdürdü ve her geçen gün hayatı bize zindan ederek, yaşama ve nefes alma şansı bırakmayarak, hiç bir atamada nüfus etmemize izin vermeyerek, kamplaştırarak, türbanlı bacım, 28 şubat, cumhuriyet mitingleri, 376, anayasa referandumu, yetmez ama evet, açılım, gezi olayları, enflasyon, istikrar, kömür, bulgur, ihale, nükleer santral, köprü, tünel, havaalanı, hes, mısır, rabia, filistin, vanminüt, yedirmeyeceğiz, uzunboyluadam, reis, paralel, fetö, ergenekon, balyoz, kürt sorunu diyerek son 14 yılımıza ipotek koydu, kültürel yaşam ve sanat anlayışına yaşam şansı yok, her şey cami, namaz, çok şükür, başörtüsü eksenine oturdu, öyle yada böyle hep kazandılar ve hep kaybettik biz, belki de sığ muhalefet partilerinden dolayıdır, ama sonuç yaşam gelip geçiyor ve yaşamımızın geçmiş 14 gelecek muhtemel 8 yılı daha bunlarla geçecek, hep kendimizi kollayacağız, ve hep onları izleyeceğiz, onlar yine çok şükür diyerek fütursuzca davranacak ve ülkenin yeni sahibi bizleriz, biz yer biz içer biz hak ederiz diyecekler geçmişte olduğu gibi, şehitler çoğalacak, defakto olarak değişen rejim tamamen değişecek belki de..

kaybettik biz her geçen gün daha da kuşatılarak..ne acı ülkenin milliyetçi partisi ayrılıkçı milliyetçi partisinden daha az mv çıkardı...kazanan hep haklı mıdır, çoğunluğun azınlığa tahakkümü demokrasi midir, demokrasi bir yanılsama mıdır?kaybettik biz dostum, kaybettik. rejimler değişir, partiler değişir, ülke değişir, mevsimler, iklimler, yüzler değişir,zaman geçer, şuracıkta 60 bilemedin 70 yılımız yaşam tarzımıza ve özgürlüğümüze müdahale edilerek geçmiş olacak, ne kadar mutlu olabiliriz ki bu kertede.kendimizi daha anlatamamışken en yakınınızdaki insanlara, yaşam tarzı, hak, hukuk, özgürlük, adalet, eğitim,sağlık, gelecek kaygımızı nasıl anlatabiliriz ki geniş kitlelere.belki de biz yanılıyoruzdur, ama beni hor gören, inancımı yada inançsızlığımı sorgulayan, mezhepleri, milliyetleri sorgulayan, iş, ilişki ve hukuku buna göre yorumlayan bir anlayışla nasıl barışabilir, nasıl anlayabilir ve nasıl hoş görebilirim ki?

kaybettik biz, nedendi, nasıl oldu geç artık, birikimim de buna elvermiyor sanırım, kaybettik, ilticamı etmeli uzak diyarlara bilmem, abdülhamit, hani şu çokca övülen akp döneminde padişah isdibdat yönetiminden bunalan serveti fünuncular doğulu yaşam biçiminden bunalmışlar, uzak diyarlara özellikle yeni zelandaya göçmek istemişler, ancak başaramışlar, hep hülya olarak kalmış, aradan 100 küsür sene geçmiş, yine doğulu, skolastik yaşam biçimi dayatması, yine isdibdat, yine bunaltıcı yönetim şekli. baş örtülü  bacım mutlu olsun yeterki, en lüs arabalara onlar binsin, üst kurullara, önemli mevkilere bilgi ve yetisi çok şükür, elhamdulillah, allahuekber, ihale, hes, bölünmüş yol ile sınırlı insamlar gelsin yeter, gerisinin canı cehenneme.kaybettik biz dostumkaybettik, baykal, kılıçdaroğlu, bahçeli, büyükanıt, özkök, adoğan, koçgrubu, cemaat, pkk truva atları oldu içimizde.kaybettik....

26 Ekim 2015 Pazartesi

hertelden....

shrödinger, kutunun içinde kedi, kedi ölü yada diri olabilir, ikisi birden olamaz, kuantum mekaniği, obama yada putin, abd veya rusya, 1990 ve 200lerde ırak, demokrasi, mısır, libya, ukrayna, her renk devrim, tayyip, akp, kömür, buzdolabı dağıtan valiler, açılım, bakan değişti, genel müdür değişti, bazı bölge müdürleri ve müdürler, yeni kanun, beklenti çok, kaygı çok, çocukların dersane ücretleri, 6 biri 11 biri, bütçeyi denkleştirmek gerek, ygs, lys, sınava az kaldı, zaman geçiyor, yaş kırkı geçti de ortalarında, hayat elimden kayıyor, müdahale edemeden, kum saati tersine döndü...

genel görelilik, kuantum mekaniği, 10 boyutlu membranlar, 11 boyulu süper kütle çekim, zaman eğilip bükülebilir, orta doğuda enerji savaşları, belirlenen yeni sınırlar, küçük devletler, işid, pyd, pkk, ajanlar kol geziyor, baş örtülü bacıma çiş yaptılar, 7 haziran seçimleri, olmadı 1 kasım seçimleri, yetmez ama evet, açılım olmadı savaş verelim, seçimden sonra genel müdür değişecek, bakan zaten değişecek, bakanlık ikiye bölünecek, sendikal değişimler, yeni duruma pozisyon almalar, ev taksidi bitecek, ikramiye diye verilen maaşlar dersaneye, araba almak gerek, ekim ehliyet sınavını geçti, kızım boyfriend yapmış, kastamonu, tadsız ruhsuz, ben tadsız ruhsuz, karmaşık duygular içinde...

kara delikler, bebek evrenler, stephan hawking; bilim geliştikçe dinin iştigal sahası daralacaktır, Richard Dawkins, tanrı yanılgısı, bu siteye erişim yasaklanmıştır, harun yahya, ateizm kampı, camiide içki içtiler, müezzin bilmez, sürelim o zaman, işid, süleymancılar, nurcular, cemaatçiler şimdi fetö terörö örgütü, beraber yürüdük biz bu yollarda, açılım, beni başkalarına muhtaç etmeyin, dombıra, uğur saçıldak, yeni ikramiyeye ne kadar kaldı, ocak, ocağı bağladık şimdiden, ne zaman biter bu dersane ödemeleri, bu sene 67binde, tıp, tıp için daha çok çalışman gerek oğlum, tamam baba, bu yetmez, ben çalışmıyor muyum yani, çalış kızım 11 den başla, bana çalış deme, pantolon almaya gidelim, gidelim anasını satayım, yorgunluk ve grip, bu havalarda hep böle olur, dikkat etmek gerek, deniz tekin, ne güzel ses, karanlıkta...

plüton artık gezegen değil, ben de eski ben değilim, dünya da değil sanırım, kaldı ki türkiye hiç değil, karşı devrim, telekom, limanlar, kpss dışı eleman alma, kpss hazırlık merkezleri, dersaneler kapandı, yok AYM iptal etti, etmedi benim dediğim yönde karar verdi, en fazla 3 derse izin veririm, olmadı eğitim koçluğu, kuantum mekaniği, çift yarık deneyi, uçak yapacağız, atak helikopteri, altay tankı, tayyip otomobili, körfezde halat koptu, japon mühendis intihar etti, bizde 300 kişi ölüyor, ocaklar göçüyor, şehitler her gün geliyor, kimse intihar değil istifa bilem etmiyor, ne salaklık, tıp okucam baba, olmadı genetik mühendisliği, odtü, çalış kızım , bana çalış demem çalışmam, yemek de yemem, alışverişe çıkalım, tamam.

nicola tesla, philadelphia deneyi, optikal görünmezlik, anjela merker, hasrunisa gül, emine erdoğan, hdp, bdp, akp değil akparti, sütten çıkmış ak kaşık, halk bankası, süleyman aslan, genel müdür, ayakkabı kutuları, çikolota kutuları, mılyon dolarlar, philippe patek saat, mehmet metiner, ergenekon, balyoz, bavulumda daha çok var, allah evinize ateşler salsın, taraf, akit, süleymancılar, doviz fırladı, düşerse biz yaptık, yükselirse faiz lobisi, dış güçler, koç holding, doğan holding, 2 temmuz süreci, fb, ts, 2011 şampiyonu, şike vardır, olmadı şike yoktur, 17-24 aralıkdan önce, sonra, çevre bakanlığı 2ye bölünecek, dağıtılmayan kontrollük fonu, sözleşmeye geçiş, yeni kanun, eşit ücret kararnamesi, inceleme, soruşturma, 21b, kamu ihale kanunu, grip, bol ballı limonlu ıhlamur, kastamonu, kış geliyor yavaştan, yolculuklar, çankırıda mola, kilimli ne berbat yer, kaosun başka adı, kömür ocağı her yer, delik deşik, kapkara hava, bacakkadı, amasra, ayla hasta, antbiyotik ve thraflu, komşu evini tadilat yaptı, berjerli koltuuk alaım, evde koltuk varya, o eskidi, banyoyu yaptıralım, gerek yok, merdivenleri ahşap yapalım, evi kısıım kısım yapalım, ne gerek var ya, o zaman berjerli koltuk bakalım, sabah ikeaya gidelim, gidelim, 40 km, baba bot istiyorum, şampuanım bitti, pantalon da istiyorum, olur alalım...

hiç sönmedi...

elimde sigara
hiç sönmedi...
sığındığım dingin liman
oluverdi çoğu zaman ..

hiç sönmedi 
yaktığı ateş
gözlerinin yüreğimde
limandaki fener
oluverdi her zaman...

senden önce kayıp bu gönül denizlerde
senden sonra kayıp bu gönül gözlerinde
yüreğimde yangının,
kıvılcımlar çaktırmakta
dinmedi ateşi
yağan yağmurlarda....
                 kstmonu, 26/10/15 e.k




kalbimin yolları....

uzanır gider yolları kalbimin
bazen koyu derinliklerine ormanının
kaybolmak isterim gözlerinin buğusunda
bir düş olup gider zaman teninin sıcaklığında
uyanmamak gerek, donsun an, auramızın görkeminde
daha tüketmeden sevgimizi
geri dönüş vaktidir ne çare...

uzanır gider yolları kalbimin
bazen engebeli dağlarını aşarak mavisine marmarisinin
sarmalayışların dolu geceler hiç bitmesin
hiç bir şey ummadan gömülelim tekrar yatağa
daha sabaha çok var, düşünme başka bir şey
çıkaracağımız çok ses var orkestrasında tenlerimizin
geri dönüş vakti geldi de çattı, ne çare
daha tüketememiştik ki bedenlerimizi...

uzanır gider yolları kalbimin
bazen gecenin tüm çirkinlikleri örttüğü kuytulara
belki biz de eğreti durduk gün ışığındaki bakışlarda
ne çok içkimizi paylaştık sevişmelerden önce
tuhaf bir haz verirdi teninin kokusu öpüldüğünde 
tam da zamanındaydı geri dönüş vakti ne güzel
tükettiğimizde heyecanımızı...
                                  kstmonu, 23/10/15 e,k

22 Ekim 2015 Perşembe

demiyeceğim sana...

bir düş ol demiyeceğim sana
tüm saflığınla kalamayacağından
tükettiğin zaman seni de tüketir
bitkin kalplerde düşler de barınamaz...

bir gülüş ol demiyeceğim sana
gülüşler tükenir acı bir tebessüm olur
çoğalır kaygıların yerleşir beynine
saçılmaz mutlu gülüşler kaygılı dolu zihinlerde..

bir umut ol demiyeceğim sana
bencildir insan umutla besler genç ruhları
hayal kırıkları çabuk yaşlandırır umutları
bitkin ruhlar ölmezler, öldüklerinde de umut etmezler..

12 Ekim 2015 Pazartesi

esnaf politikası...

Adım adım Mısır'a doğru gidiyoruz, yada Suriye deyin. Kimileri askere, polise üzülmüyor, kimileri barışı isteyenlere üzülmüyor, biri diğerini vatan hainliğiyle suçluyor, iyi oldu öldüler diye diye sevinenler var, oysa ki hepsi bu ülkenin vatandaşları. Bir oyun var gibi, iti ite kırdırma politikası yine, yeni, yeniden sahnede gibi, zaten ortam biri diğerini ötekileştirilerek son 8 senede hazırlandı, ortak akıl yok, sağduyu yok, herkes diğeri ölsün diyor, yakınındaki ölünce ağlıyor, intikam istiyor, kan kanı çekiyor, ne yazık ki geçmiş senelerden sağ sol çatışmalarından hiç ders almamışız.

Kimsenin b planı yok. bir parti diyor ki barış da neymiş, savaşarak yok ederiz, sanki son 25 yılda başka bir politika uygulanmış gibi. diğeri tamamen oy hesabıyla hareket ediyor, kürt oyları gidince açılım da bitti. 7 Haziran dönüm noktası, her ne kadar açılıma karşı çıkmış olsam da gelinen noktada başarılıydı. ama kürt oyları gidince terk edildi. bir diğer partinin ise net bir politikası bile yok bu konuda. Cumhuriyeti kuran partinin öncü rolü oynaması gerekiyor, ama o bunun farkında değil, strateji geliştiremiyor, durum böyle kalınca meydan milliyetçiliği çıksın satırlar kesilsin başlar tekbir allahü ekber diyen zihniyetle çok şükür, esselamüaleyküm ve rahmatullah diyen zihniyete kalıyor. 

Zaten iktidarlar değişince bir ülkenin iç,dış, sosyal ve ekonomik politikası değişir mi? Değişmemeli, ama öyle değil, orta yada uzun vadeli planlarımız yok, strateji yok, taktik yok, istikrar yok, ne zaman suriye de esad kardeşimden esed diktatöre geçtik, ne zaman demokrasiden polis devletine geçtik yada ne zaman açılımdan savaş ister hale geldik anlayabileniz var mı? 

90 lı yılların sonunda Yalçın Küçük GlaobalSecrurity diye bir siteden söz ediyordu, bu pentagon uzantılı site daha ırak savaşı başlamışken target ıraq 170 diye gün sayıyordu, sonra sayım bittiğinde ırak a amerika girdi ve saddam için sonun başlangıcı oldu, aynı sitede o zamanlar Türkiye yi bölünmüş gösteriyordu, anlaşılan şimdilerde zamanı geldi büyük ortadoğu projesinin uygulamasının. acele etmeden sindirte sindirte hazırlıyorlar gibi. kamplaşmalar, nefret, ölümler, kaos, bir araya gelememe, ufak tefek farklılıklarda bile ötekileştirme ve saire.

Ülkemizde 3 milyona yakın süriyeli var, 280bini kapmlarda, kalanı ülkenin her yanında, ne kadarı işid belli değil, çünkü kayıtları yok, izleyemiyoruz, çünkü acil durum planımız yok, prosedürümüz yok, b yada c planlarımız yok, tink tank kuruluşlarımız yok, olan strateji diye başlayan kelimelerle devam eden kuruluşlarda sığ politik figürler at koşturuyor.

Halkımız son 13 senedeki göreli refahtan memnun, borçlar artmış, cumhuriyetin tüm kurum ve işletmeleri üç kuruşa satılmış, yerli neredeyse yok, kömür bedava, bulgur bedava, din bedava. köprü, yol, otoyol, bölünmüş yol, havaalanı yeter, gerekli mi sorgulayan yok, oysaki bir tane makine üreten makineler yapamadık, uçak, tank, otomobil halen yapılacak, hayali bile güzel değil mi?

nihayetinde ülkenin başkentinde mite 4 km uzaklıkta genelkurmaya ve meclise 3 km uzaklıkta bomba patladı, yüz küsür kişi can verdi, katliam, güvenlik zaafiyeti yok dendi, olsaydı ne olacaktı acaba, yada güvenlik zaafiyeti yoksa amaça ulaşılmış mı oldu, amaçlanan bu muydu? muhtemelen işid yaptı, çünkü suruç ve reyhanlı'yla çok benziyor, ama işid'i yönlendiren kim yada hangi güçler? işid'le mitin bağlantısı ne kadar? biliyoruz ki işid ırakdaki konsolos yetkililerini pazarlık sonucu serbest bırakmıştı, pazarlığın hangi kısmı yerine getirilmedi diye sorulabilir, biliyoruz ki bu iktidar cemaatle de işbirliği yapmış ve ne istedilerde vermedik demişlerdi, ne istediler de vermediklerini bilmiyoruz halen, ve daha ocak 2015 ayında dolmabahçede birlikte fotoğraf çektirir ve mutabakat yaparlarken 7 haziran sonrasında ne istediler de vermediler ve pkk tekrar hain pusularına başladı? 2002 yılında bu esnaf politikası fransa'dan uçak alındığında ana yada baba uçaklarından biri, zamanın başbakanı 1 tane de mercedes isterim demişti, fransızlar şaşırmış ama vermişlerdi, işte tamda bu, esnaf politikası. yıllarca alkışladığımız bu dış, iç, sosyal, ekonomik alanlarda sürdürülen esnaf politikasının getirdiği sonuç. Ülkemize hayırlı olsun.

6 Ekim 2015 Salı

düşünceler 3.....

Kamu ihale kanunu, sayı 4735, açık ihale, istekliler arasında açık ihale, pazarlık usülü, amaç kamu kurumları arasındaki ihale esaslarını belirlemek,  cengizinşaat, aliağaoğlu, kalyon, limak, yda, sinpaş,albayrak, 3.köprü, karayolları kısımlara bölündü,ihale edildi, körfez geçişi, nükleer enerji, hes'ler,

aynı esaslarla girilen ihalelerin kazananları iktidara çok yakın olanlar, takdiri ilahi, yaklaşık maliyet gizli, teklifler istekliler önünde açılır, kamu ihale genel tebliği, doğrudan alım bir ihale usülü değildir, kamulaştırma yapılmadan, uygulama projesi olmadan ihaleye çıkılamaz.açık ihale, 21b ihalesi,avans  oranı %20, cami yapacağız ülkenin dört bir yanına, çamlıca, ulus, ataşehir, taksim, bağışlar yüklü, dernek yöneticileri kamu personeli...

fiyat farkı kararnamesi, avans, otomobil, taşıt kanunu, başbakanlık tasarruf genelgesi 2009, 21b, aynı firmalar,  allahaşükür, esselamualeyküm, ve aleykümselam, görev istenmez, torpil yok, görev tevdi edilir, akbul edilir, görevden kaçılmaz, semiallahümenhamide, cumayı kaçırmayalım, hayırlı cumalar, gökten melekler evinize nur yağdırsın,  başkanlık zor iş, yapılacak iş değil, sorumluluk çok, parası az, az tabii en az üçbin fazla alıyor, çok mu, değil, görev aşkı başka tabii. 

çok yetenekliyiz, altımızdakilerde sorun, bizi bıraksalar kurumu aya çıkarcaz, bilgi yok ben daha iyi biliyorum, ama yapı bozuk, hatalı imalatı benim dışımdakiler yapmış, benim sorumluluğum yok, görevimi en iyi şekilde yepıyorum, tamam efendim, yarabbi şükür, esselamualeyküm güzel diyorum, siz ne derseniz doğrudur efendim, çok iyi bir noktaya parmak bastınız. basınız parmağınızı lütfen...